Alen Markaryan
Alen Markaryan

Hazır milli maç arası varken,
Ben de iki kelam bir ekmek arası yapayım dedim.
Hem nalına hem de mıhına vurdum.
Buyurun…
Biliyorsunuz; televizyonların geçim kaynağı reklamlar.
Ne kadar çok reklam,
O kadar fors yani!
Hele bir de prime time’da yakalandın mı;
Eyvah ki eyvah!
Reklam üstüne reklam,
Reklam bitiyor dizi tanıtımı;
Arkasından bir daha reklam…
Bir de artık ayıp olmasın diye;
Ekranın sağ alt köşesine saat koyuyorlar.
Hani ‘Filme şu kadar kaldı,
Hazırlanın’ diye…
Fazla televizyon seyreden biri olmama rağmen,
Denk geldim mi,
Evde yapmam gerekip de ötelediklerimle ilgileniyorum.
En azından vaktimi çaldırmıyorum.
Hoş! Buraya kadar tartışılabilir nedenler olabilir.
İzafidir.
Ve bir nebze anlayışlı olabilirim.
Amaaaaa!
Gecenin 01.30’unda,
Göz kapaklarım kapanmamak için mücadele ederken;
‘Hadi seyretmişken, şu sonunu getireyim’ dediğim filmin ara modundayken,
‘Laaaaaap!’ diye ekranın camına reklam yazısını koymak da neyin nesi ki!
Sen filmi kopartmamak için bin bir takla atıyorsun ama
O saatte film, biz de zaten kopuk güzel kardeşim!!!
Bir yandan,
Sıcacık yatağa girmek varken, kambur kalmış koltukta direnmenin ızdırapları,
Öte yandan,
Sabah nasıl kalkacağımın hesaplarındayken,
Senin görüşmenin en koyu safhasında, gardiyanın ‘Görüşme bitti’ deyip, muhabbete limon sıkması gibi,
İnsafsızca koyduğun reklamı seyredeceğimi mi zannediyorsun?
Yanlış hesaplardasın canım kardeşim.
Hem kalaya basıyorum,
Hem kumandanın kırmızı tuşuna,
Bilesin…
Zaten bir filmi 500 kere koyuyorsunuz,
‘İlla bir daha denk gelirim’ diyorum.
Ve ver eline yastığım…
Tamam anladık!
Reklamdan para kazanıyorsunuz ama
Bizi kaybediyorsunuz.
Haberiniz ola!

Olmaz hemşerim!

Son zamanlarda Burak Yılmaz isimli futbolcuyu,
Beşiktaş’a monteleme çalışmaları var.
İttirip, kaktırıyorlar.
Yok Çin’de lig bitmişmiş,
Yok aradığımız golcüyü bulabilirmişizmiş,
Yok neden olmasın düşünceleri peydahlanmışmış,
Bla Bla Bla…
Anlat kızım Melahat!
Olmaz hemşerim, olmaz!
İtalya’nın hocası Ventura,
Amerika’da oynayan oyuncusunu (Giovinco),
“Orada ligler benim için ölçü olamaz” deyip, milli takıma bile davet etmiyorken
Beşiktaş niye bizim için ölçü olmayan Çin Ligi’nden oyuncu alacakmış ki!
Hem bu futbolcunun,
Beşiktaş taraftarıyla uyuşmayan genetik kodları varken…
Niye bir yetkili çıkıp da,
“Öyle bir şey düşünmüyoruz” demiyor ki!
Bunca insanın bu konuyla ilgili fikirleri ortadayken,
Hâlâ açık kapı bırakıyor gibi davranmak…
Tuhaf!

Sergen bu, şahsına münhasır

Sergen geçen akşam, Türkiye-Kosova maçını yorumluyordu.
Maçın gidişatıyla ilgili de;
“Hoca şimdi Emre Mor’u oyuna alabilir” dedi.
Spiker de Emre Mor’un sarı kart cezalısı olduğunu belirtip,
Sergen’in gözden kaçırdığı mevzuya açıklık getirdi.
Bu ertesi gün gazetelere,
“Sergen’den büyük gaf” olarak çıktı.
Fatih Terim maç sonu basın açıklamasında,
“Daha oyuncuların kart cezasını bilmeyenler beni eleştirebiliyor” hayıflanmalarında bulundu.
Bence büyütecek hiçbir şey yoktu ortada…
Sergen sunuma girerken, dersine çalışmamıştı sadece o kadar…
O zaten gazetelerin gaf çıkışını,
Fatih Terim’in laf sokuşunu,
Ertesi gün muzip bir gülümsemeyle karşılayacaktır eminim.
Sergen bu,
Şahsına münhasır yani…
Hele bilseler ki;
Beşiktaş’a son geldiğinde bir maç öncesinde,
Kendisini kadroda göremeyince,
Lucescu’ya veryansın ettiğini,
Hele bilseler ki;
Arkadaşlarının ‘Aman Sergen ne yapıyorsun! Sen geçen haftadan kart cezalısısın’ dediklerini…

HEY TAKSİ

Yanlış bilmiyorsam,
18 bine yakın taksi var İstanbul’da.
Hemen hemen hepsi de geceli gündüzlü piyasada.
İstanbul keşme keşliğinde,
Kaos denecek kadar ızdıraplı bir trafikte,
Direksiyon sallamak da her babayiğidin harcı değil hani…
Allah hepsinin çarşısına pazar versin.
Yağmurlu havalarda nazlanmalarına,
Müşteri seçmelerine,
Yoğun trafik bölgelerinde müşterinin fotoğrafını beğenmeyip,
‘Telefona gidiyorum’ kaytarmalarına,
Hadi bir derece ses çıkarmıyoruz ve bazılarını da anlayışla karşılıyoruz ama
Bir falso daha var ki; yazmadan edemeyeceğim.
Değişim saati…
Hemen hemen bütün arabalar trafiğin en hareketli saatinde,
15:00 ila 16:00 arasında sürücüsünü değiştiriyor.
Sabahçılar bırakıyor, akşamcılar devralıyor.
İşte bu zaman diliminde sokağa çıkıp, taksi çevirmeye kalktınız mı;
Yandınız!
Duraklar zaten yoğun trafikten ve gidilen yerden gelememekten bomboş…
Ve araba bulmanız imkansız…
“Hah! Boş araba geliyor” diyor, el ediyorsunuz,
Şoförün, sakatlanan futbolcunun kulübeye bakıp da hocasına yaptığı hareketin aynısını yaptığını görüyoruz.
“Değişir beni!”
Pardon! “Değişime gidiyorum.”
Acelen var paniktesin.
Bir bakıyorsun, bir boş taksi daha…
El ediyorsunuz yavaşlıyor,
Kafayı cama uzatıp, “Nereye gideceksin” diyor.
Senin nereye gideceğin önemli değil.
Onun nereye gideceği önemli çünkü…
Uçağın kaçacak,
Hastan ilaç bekliyor,
Çocuğu okuldan alacaksın,
I-Ihhh
İki kelime edecek oluyorsun.
Gazlıyor iyi mi!!!
Bir, iki, üççç
La havle vela,
Yapışıyorsun birine en sonunda,
‘Kardeşim niye almıyorsun?’
‘Ağabey değişim saati…’
‘Hay senin değişim saatine…’
Ve bitmeyen tartışmalar,
Ve bir sinir harbi ki sormayın…
Şimdi Taksiciler Odası’na soruyorum;
Yok mu bu işin adaletli formülü…
Vatandaş hep mağdur,
Ve sıkıntı büyük…
Bütün taksici arkadaşları aynı kefeye koymamakla beraber,
Gündeme getirmekte fayda var diye düşündüm.
Kamuoyuna hürmetle…

Alen MARKARYAN / Akşam

 

Yorumlar

Paylaş